Ana sayfa

NEFSİN HAKİKATİ

NEFSİN HAKİKATİ

Nefis, rabbânî bir latifedir. O, cesetlerle ilişkisinden evvel ruhtan ibaretti. Hak Teâlâ ﷻ, cesetlerle birleşmesini emredince mâsivâyı tanıyıp onunla meşgul oldu ve böylece Allah Teâlâ’dan ﷻperdelendi.

Bilindiği gibi insanın ruhu değerli bir cevherden ibarettir. Çünkü o cevher, meleğin üflemesi sebebiyle meydana gelmiştir. Nitekim Resûlullah ﷺ bundan haber vererek şöyle buyurmuştur:

“Sizden birinizin yaratılışı, annesinin karnında kırk günde nutfe olarak şekillenir. Sonra ikinci kırk günlük süre içinde kan pıhtısı haline döner. Sonra da bir o kadar zaman içinde bir çiğnem et parçası olur. Ondan sonra da bir melek gönderilir. Melek ona ruh üfler ve şu dört konu ile ilgili; rızkı, eceli, ameli, kötü mü yoksa iyi mi olacağı ile ilgili yazgısını yazması emredilir.”

Dolayısıyla bu ruhun bedenle olan ilişkisinden sonra yeryüzünü mamur etmek için halife kılınan ve insan ismiyle isimlendirilen şu hayret verici mahlûk meydana gelir. Allah ﷻ , bütün şeriatları şu insanın nefsini korumak ve muhafaza etmek için göndermiştir. Dolayısıyla insanın nefsinin kemâle ermesinde ilim ve ahlâk en büyük esastır.

Ne zaman ki mükellef kılınıp muhatap alınan insanın kendisi oldu ve insanın iyi veya kötü olması nefsinin iyi veya kötü olmasına bağlı kılındı; o vakit kitaplar indirilmesinin, peygamberler gönderilmesinin ve şeriat kanunları konulmasının en büyük gayesi insanın nefsinin kemâle ermesi oldu.

Nefis, kendisinde bulunan arzular ve tabiatı gereği onda mevcut olan gaflet, hayatta maruz kaldığı engeller, ona musallat olan ins ve şeytanlardan oluşan kötü arkadaşlar sebebiyle, günah işlemekten geri durmaz. Dolayısıyla günahın onda meydana getirdiği noksanlığı onarmak ve zararını ondan uzak tutmak gerekir. Bu da ancak tövbe ve Allah ﷻ ’ya dönmekle olur.

İnsanın En Büyük Düşmanı Nefis

Nefis, kötü edep üzere yaratılmıştır. Kul ise onu edebe bağlı tutmakla emrolunmuştur. Nefis, tabiatı gereği hep muhalefet meydanında koşar. O, insandan hiç ayrılmayan bir düşmandır. Kim nefsinin ipini serbest bırakırsa, yaptığı kötü işlerde ve helâk olmasında ona ortak olmuş olur.

Allah ﷻ dostları bu hakikati gördüklerinde; Allah’ın ﷻ kullarını her günahın, gafletin, şehvetin ve şirkin temelinin ve esasının bu nefisten razı olmakta olduğu hususunda uyardılar. Yine her ibadetin, uyanıklığın ve haramlardan sakınmanın temelinin ve esasının bu nefisten razı olmamakta olduğu hususunda onları ikaz ettiler. Dolayısıyla asıl ihsanın Allah’tan ﷻ olduğunu görerek az bir amel yapmak, nefisteki kusurları görerek çokça amel yapmaktan daha hayırlıdır. Çünkü amelde nefsi kusurlu görmek, hakikatte gizli şirkten hâli değildir. (Zira nefis kendine o amelden pay çıkarabilir).

Nefsinin hakikatini bilen; onun zilletini, fakirliğini, zayıflığını, âcizliğini ve sonunda yok olacağını gören akıllı bir kul, Rabbini yücelik, beka, kudret, azamet ve kibriyâ ile bilir. Çünkü Allah Teâlâ bu nefsi yaratmış ve onu yoktan var etmiştir.

Allah Teâlâ ﷻ, velî kullarına hitap edip onları huzuruna çağırdığı vakit, kendisine ulaşmanın en kolay ve en yakın yolunu göstermiştir. Nitekim Allah Teâlâ ﷻ, velî kullarından birine rüyada şöyle buyurmuştur: “Nefsine düşman ol. Çünkü kâinatta ondan başka benimle çekişen yoktur.” Yani kibriyâ ve azamet, insanların kendisine boyun eğip itaat etmeleri gibi Allah ﷻ’ya ait olan sıfatları ister. Bu sıfatlar da yalnızca noksan sıfatlardan münezzeh olan yüce Allah’a ﷻ mahsustur.

Şeyh Ahmad Haci Efendi