Tövbe
Tövbe

Bil ki, makamların ilki tövbedir. Ondan sonra gelen makamlar onsuz kabul edilmez. Eğer onu elde edersen, muhakkak ki Allah seni sever. Nitekim Allah şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz ki Allah tövbe edenleri de sever, temizlenenleri de sever” (Bakara 2/222).
Yani Allah günahlardan tövbe edenleri mükâfatlandırıp ihsanda bulunur, pisliklerden temizlenenleri de sever. Denilir ki âyetin manası, hatalardan tövbe edip gafletten temizlenenleri sever, anlamındadır. Yine Allah şöyle buyurmuştur: “Kim tövbe etmezse işte onlar zalimlerdir” (Hucurât 49/11). Âlimler şöyle demiştir: Yani ibadet yerine günah işleyip nefislerini azaba maruz bırakarak kendilerine zulmedenlerdir. Et-Te’vîlâtü’n-Necmiyye adlı eserde bu âyetin tefsiri hususunda şöyle denilmiştir: Kim şeytanın vesvesesinden ve onun davranışı olan kendini beğenip başkalarına hor gözle bakma davranışından tövbe etmezse, işte onlar zalimlerdir. Dolayısıyla şeytanla beraber lanet ve Allah’ın rahmetinden kovulma ipine dizilmiş olurlar. Nitekim Allah şöyle buyurmuştur:
“Dikkat edin! Allah’ın lâneti zalimlerin üzerinedir!” (Hûd 11/18).
Bu âyette, kişinin tövbeyi terketmekle zalimlerden sayılacağına apaçık bir delil vardır. Öyle ise bütün günahlardan ve çirkin davranışlardan; özellikle de bu makamda zikredilen şeylerden nasuh bir tövbe ile tövbe etmek gerekir. Kul, günah işlediğinde kalbinde bir zulmet meydana gelir. Günah ateş gibidir, zulmet ise günahın dumanıdır. Yetmiş yıl evinde ateş yakan kimsenin evi nasıl kararırsa, kalp de günahla kararır. Kalbin bu günahtan temizlenmesi ise ancak tövbe ile mümkün olur.
Bil ki günah, zâhir ve bâtın olmak üzere iki netice içerir. Bâtın olan netice, kalp katılığı, nefsin inatlaşması, göğsün arzulardan dolayı daralması, ibadet tadının yok olması, Allah’a yakınlaşmaya engel olan bir sürü meşgaleye dalma ve nefsin arzularına köle olmaktır. Günah işlediğinde, bunun neticesi olarak sadece ismin değişecek olsaydı, bu bile ceza olarak sana yeterdi. Zira sen Allah’a karşı itaatkâr olduğun zaman, Allah’ın emir ve yasaklarına uyan, O’na yönelen anlamında “Muhsin” ismini alırsın. Allah’a âsi olduğun zaman ise, “Musî (günahkâr)” ve Mu‘riz (yüz çeviren)” isimlerini alırsın. İsminin başka bir isme dönüşmesindeki durum böyledir. Peki, itaat ve isyanın etkileri değişince durumun nasıl olur? O vakit itaat yerine günahtan tat alır, hizmet yerine de şehvetten zevk alırsın.
Kalp, itaat suyuyla sulanan bir ağaçtır. Bu ağacın meyvesi ise güzel huylardır. Gözün meyvesi gördüklerinden ibret almak, kulağın meyvesi Kur’an dinlemek, dilin meyvesi zikir, el ve ayakların meyvesi ise hayır işlerine koşmaktır. Kalp ağacı kuruduğunda meyveleri de düşer. Bundan dolayı nefsi gerçek tövbe ile tedavi etmek en mühim meseledir. Nitekim Resûlullah şöyle buyurmuştur:
“Ümmetimin için en çok korktuğum şey, nefsin arzularına taâi olmak ve uzun emeldir. Nefsin arzularına tâbi olmak, haktan alıkoyar. Uzun emel ise ahireti unutturur.”
Tövbe eden kişinin, daima kırık kalpli olması ve istiğfara sımsıkı sarılması gerekir. Nitekim büyük zatlar şöyle demişlerdir: “Tövbe, kulun ölüm gelinceye kadar, (güzel bir amel yapamadım) korkusunu içinde hissetmesidir.” Dolayısıyla tövbe eden kişinin ilk yapması gereken şey, ödeyerek veya helâllik dileyerek kullara yaptığı zulümden veya haklarını yemekten kurtulmaktır. Şayet buna güç yetiremezse, güç yetirdiği vakit hak sahibine hakkını ulaştıracağına dair daima kararlı olması, onun hakkını ödeyene veya hakkını helâl ettirene kadar ona dua etmesi gerekir.
ŞEYH AHMAD HACI EFENDİ