RIZA, TESLİM VE TEFVİZ
RIZA, TESLİM VE TEFVİZ
Rıza, içine düşülen musibeti hissetmemen değil ilâhî hüküm ve kazâya itiraz etmemendir. Şu bilinmelidir ki, kula farz olan şey, Allah Teâlâ’nın rıza gösterilmesi emredilen ilâhî hükümlerine razı olmaktır. Çünkü günahlar gibi Allah Teâlâ’nın takdiriyle olan her şeye razı olmak, kul için câiz veya farz değildir. Rıza, (başa gelen şeylere karşı) kalpten hoşnutsuzluğu çıkarıp atmaktır. Öyle ki kalpte sadece rahatlık ve sevinç olmalıdır. Rıza, kalbin, Rabbinin hükümlerine (gönderdiği sıkıntılara) karşı sükûnet içinde bulunması, O’nun razı olduğu ve tercih ettiği şeylere uygun davranmasıdır. Rızanın alâmetlerinden bazıları şunlardır: İlâhî kazâ tecelli etmeden önce (şöyle olsa, böyle olsa gibi) bir tercihte bulunmayı terketmek. İlâhî hüküm yerine geldikten sonra, ona karşı bir sıkıntı ve yüz ekşimesinin bulunmaması. Musibetin içinde iken kalpte ilâhî muhabbetin coşması.
Kim Rab olarak Allah’a ﷻ razı olursa, imanın tadını tadar. Kalbinde azıcık dünya sevgisi (ve endişesi) olan kimse gerçek rıza haline ulaşamaz.
Rıza iki kısımdır: Allah’a ﷻ razı olmak. Allah’tan ﷻ gelene razı olmak. Allah’a ﷻ razı olmak, O’nun işleri tedbir etmesine (emir, nehiy, hüküm ve tercihlerine) razı olmaktır. Allah’tan ﷻ razı olmak ise, O’nun gönderdiği kazâ ve belâya razı olmaktır.
Tefviz ve teslim ise tercihi terketmektir. Teslim, İslâm ve istislâm kelimelerinin hepsi bir manayı içerir. O da, Allah’ın ﷻ hükmüne boyun eğmek ve kulluğu ilan etmektir. Tefviz ise kulun dünya işlerinden bir şey tercih etmemesi ve bunun tercihini Allah’a ﷻ havale etmesidir. Ardından Allah’ın ﷻ tercih ettiğinin tam aksine bir şey tercih etmemesidir. Bazıları da tefviz kaderin meydana gelmesinden önce, teslim ise kaderin meydana gelmesinden sonra olur. Teslim ve tefviz marifet ehlinin sıfatlarındandır.
Allah’ın Kazasına Razı Olmanın Fazileti
Rıza, başa gelen acı şeylerden dolayı kalbin sevinmesidir. Bundan dolayı Allah Teâlâ’nın kazasına razı olan kimsenin mükâfatı büyük olur. Nakledildiğine göre, kıyamet gününde, “Kullarımdan seçkin olanları nerede?” diye nida gelir. Bunun üzerine melekler, “Kullarından seçkin olanlar kimlerdir?” derler. O zaman, “İhsan ettiklerime kanaat edenler ve kazama razı olanlardır” diye karşılık gelir.
Resûlullah ﷺ şöyle buyurmuştur: “Allah Teâlâ, Musa’ya [aleyhisselâm] şöyle buyurdu: Kulum bana kazaya razı olmaktan daha sevimli bir şeyle yaklaşmamıştır.” (Deylemî, Firdevsü’l-Ahbâr, nr. 509)
İmam Ebü’l-Hasan eş-Şâzelî bir tavsiyede bulunarak şöyle demiştir:
“Bütün tercihlerini bırakıp Allah Teâlâ’ya kaç. Çünkü bir şey tercih eden, ona ulaşıp ulaşmayacağını bilemez. Eğer ona ulaşırsa, onun için devam eder mi etmez mi bilemez. Ömrünün sonuna kadar devam ederse, onun için hayırlı mı hayırsız mı bilemez. Öyle ise en hayırlı olan Allah’ın tercih ettiği şeydir.”
Ömer b. Hattâb, Ebû Musa el-Eş‘arî’ye mektup yazarak şöyle demiştir:
“Bundan sonra derim ki: Hayrın tamamı rızadadır. Eğer razı olmaya güç yetirebilirsen ne güzel, razı olamıyorsan en azından sabret.”
Allah’ın ﷻ takdir ettiğine razı olmak, O’na hüsnü zanda bulunmanın meyvesidir. Bundan dolayı İbn Meşîş şöyle demiştir:
“Hiçbir şeyde Allah’ı ﷻ itham etme. Her şeyde O’na ﷻ karşı hüsnüzanda bulun. Hiçbir şeyde nefsini Allah’a ﷻ tercih etme.”
Âlimler, kadere razıyı olmayı günahların kendisiyle zarar vermediği iyiliklerden saymışlardır. Denilmiştir ki: “İki günah var ki onlarla beraber birçok iyilik yapmak fayda vermez. Biri Allah’ın ﷻ kazasına isyan etmek, diğeri de Allah’ın ﷻ kullarına zulmetmek. İki iyilik de vardır ki onlarla beraber birçok günah yapmak zarar vermez. Biri Allah’ın ﷻ kazasına razı olmak, diğeri de Allah’ın ﷻ kullarını affetmek.”
Yine âlimler, rızayı amellerin en faziletlisi saymışlardır. Denilmiştir ki: “Amellerin en faziletlileri dörttür: Allah ﷻ için sevmek, Allah’ın ﷻ kazasına razı olmak, dünyada zahid olmak ve Allah’a ﷻ tevekkül etmek.”
Her kim Allah Teâlâ’nın kazasına razı olursa, kalbi rahat bir şekilde yaşar. Her kim de nefsi için tercihte bulunur ve onun için tedbirler alırsa, kalbi sıkıntılı ve kederli bir şekilde yaşar.
Rıza ve Teslimiyet Kulluğun Son Derecesidir
Razı olup teslim olmak, ibadetin ve kulluğun zirvesidir. İslâm’ın kemâli, teslim olmakta ve bütün işleri Allah Teâlâ’ya havale etmektedir. Çünkü teslimiyet sahibi olan kimse, İblis gibi boynuna lanet tasması geçirilse bile iman ve İslâm’ına razı olduğu gibi Hak Teâlâ’nın kaza ve takdiri olması hasebiyle buna da teslim olurdu. Zira samimi talip, kendi eylemlerine değil Allah Teâlâ’nın kaza ve takdirine razı olur. Talip olan bir kimsenin başına bir musibet geldiğinde, kendisinde bir farklılık oluşuyorsa, o kimse nefsine köle olmuş demektir. Eğer onda bir farklılık oluşmuyorsa, o kimse Rabbinin kulu demektir. Bu, her işin esası ve temelidir. Bundan dolayı ey salik! O, her daim senin Rabbin olduğu gibi, senin de her daim O’nun kulu olman gerekir.