Ana sayfa

GÜZEL AHLÂKIN FAZİLETİ

GÜZEL AHLÂKIN FAZİLETİ

GÜZEL AHLÂKIN FAZİLETİ

Şüphesiz güzel ahlâk, insanın halini anlatan en faziletli menkıbedir. İnsanların cevherleri (sıfat ve karakterleri) onunla ortaya çıkar.

 

Allah Teâlâ, Peygamberine ﷺ özel olarak nimet ve faziletleri verdi; sonra onu güzel ahlâkıyla övdüğü gibi hiçbir hasletiyle övmedi. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

Resûlüm, şüphesiz sen çok büyük bir ahlâk üzeresin” (Kalem 68/4).

Âlimler şöyle demişlerdir: “Büyük ahlâk, kulun Allah Teâlâ’yı ileri derecede tanımasından dolayı kimseye hasım olmaması ve herkesi affettiği için kimsenin de kendisiyle çekişmeye girmemesidir.”

Âlimler bu âyeti çok güzel bir şekilde tefsir etmiş ve şöyle demişlerdir:

“Resûlüm, şüphesiz sen öyle büyük bir ahlâk üzeresin ki onun yüceliğine mahlûkattan kimse ulaşamaz. Bundan dolayı insanların katlanamadığı büyük eziyetlere katlanabiliyorsun.”

Âyette geçen ‘alâ hulukin’ sözündeki ‘alâ’ kelimesi yüksekliği ifade eder. Dolayısıyla bu kelime, onun bütün övülmüş ahlâklara ve Allah’ın ﷻ razı olduğu davranışlara sahip olduğunu belirtmiştir. Öyle ki bu ahlâk ve davranışlar onun için doğal işler haline gelmiştir. Bundan dolayı Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

“(Resûlüm!) De ki: Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum. Ve ben olduğundan başka türlü görünenlerden de değilim” (Sâd 38/86). Yani şahit olduğunuz ahlâkımı zoraki ve yapmacık olarak göstermiyorum. Çünkü ahlâkını zoraki ve yapmacık olarak gösteren kimsenin yaptığı şey uzunca bir süre devam etmez. Bilakis tabiat ona galip gelir ve eski haline geri döner.

Bundan dolayı âlimler şöyle demiştir: “Ahlâk, musafaha ve muamele ile değişir. Öyle ki iyisi kötüye, kötüsü de iyiye dönüşmek suretiyle birbiriyle musafaha ve muamele eden iki kişinin haline etki eder. Nitekim hadiste şöyle buyrulmuştur:

Kişi dostunun dini üzeredir. O halde her biriniz kiminle dost olduğuna dikkat etsin.” (Ebû Davud, Edeb, 19)

Allah Teâlâ’nın güzel ahlâkı tek başına zikretmesi ve Kur’an’ı büyük diye vasıflandırdığı gibi onu da büyük diye vasıflandırması, Resûlullah’ın ﷺ üzerinde bulunduğu ahlâkın bütün güzel ahlâkları kapsadığını vurgulamak içindir. Nitekim Hz. Nuh’un  şükrü, Hz. İbrahim’in  dostluğu, Hz. Musa’nın  ihlâsı, Hz. İsmail’in  verdiği sözde durması, Hz. Yakup ve Hz. Eyyub’un sabrı , Hz. Davud’un  mazereti, Hz. Süleyman ve Hz. İsa’nın  tevazusu gibi diğer bütün peygamberlerin ahlâkı, Resûlullah’ta ﷺ toplanmıştır.

Kendisine Resûlullah’ın ﷺ ahlâkı sorulunca, Hz. Âişe’nin , “Onun ahlâkı Kur’an’dı” sözü bunların tamamını kapsamaktadır.

Hz. Âişe’nin  bu sözünden maksadı, Resûlullah’ın ﷺ Kur’an’da geçen bütün yüce ahlâk ve güzel hasletlerle süslenmiş olduğu ve onda geçen günahlardan ve çirkin hasletlerden sakınmış olduğudur.

Başka bir rivayette Hz. Âişe , soran kişiye, ‘Kur’an’da geçen,

Gerçekten müminler kurtuluşa ermiştir; Onlar ki, namazlarında huşû içindedirler; Onlar ki, boş ve yararsız şeylerden yüz çevirirler; Onlar ki, zekâtı verirler; Ve onlar ki, iffetlerini korurlar; Ancak eşleri ve ellerinin sahip olduğu (câriyeleri) hariç. (Bunlarla ilişkilerden dolayı) kınanmış değillerdir. Şu halde, kim bunun ötesine gitmek isterse, işte bunlar, haddi aşan kimselerdir. Yine onlar (o müminler) ki, emanetlerine ve ahidlerine riayet ederler; Ve onlar ki, namazlarına devam ederler. İşte, asıl bunlar vâris olacaklardır; (Evet) Firdevs’e vâris olan bu kimseler, orada ebedî kalıcıdırlar” (Mü’minûn 23/1-11) âyetlerini okumuyor musun? İşte onun ahlâkı buydu, demiştir.

Bu âyetlerde; işitenler için kalbî ahlâkın esası olan iman, bedenî ahlâkın direği olan namaz, malî ahlâkın başı olan zekat, yabancı kadınlardan sakınmak, emanet ve ahitlere riayet etmek gibi Resûlullah’ın ﷺ yüce ahlâkına vurgu vardır. Allah Teâlâ’nın, namazı muhafaza etmeyi tekrarlamasında, namaz işinin önemine ve onun şanının yüceliğine vurgu vardır.

 Cüneyd-i Bağdâdî [kuddise sırruhû] şöyle demiştir:

“Resûlullah’ın [sallallahu aleyhi vesellem] büyük bir ahlâk üzere olmasının sebebi, her iki cihanın hayırlarını ümmetine ikramda bulunmasıdır.”

Hz. Peygamber ﷺ bir gün, “Allah Teâlâ’nın üç yüz altmış tane güzel ahlâkı vardır. Her kim tevhid ile bunlardan biriyle Allah’ın huzuruna çıkarsa cennete girer” buyurdu. Bunun üzerine Hz. Ebû Bekir , “Bu ahlâklardan bende var mı?” diye sorduğunda, Hz. Peygamber ﷺ, “Ey Ebû Bekir! Onların tamamı sende var, fakat bu ahlâkların Allah katında en sevimli olanı cömertliktir, buyurdu. (Beyhakî, es-Sünenü’l-Kübrâ, 10/191 nr. 20571)

Bundan dolayı kişinin Hak Teâlâ ile olan muamelesinde teslim olup razı olmasından; halk ile muamelesinde ise affedip cömertlik yapmasından daha güzel bir ahlâkı yoktur.

Hadiste Resûlullah’ın ﷺ, ‘tevhid ile’ demesinin sebebi şudur: Çünkü bazen insanda güzel ahlâk bulunur fakat iman bulunmaz, bazen de iman bulunur fakat güzel ahlâk bulunmaz. Şayet imanın kendisi kişiye güzel ahlâk verseydi, mümine “bunu yap” veya “bunu yapma” denilmezdi.

 

Şeyh Ahmad HACİ EFENDİ