İslam’in emretti̇ği̇ ve Yasakladiği davranişlar – 2
İslam’in emretti̇ği̇ ve Yasakladiği davranişlar – 2

İnsan; fıtratındaki yükseklik gereği herkesi, diğer bütün insanları bir ailenin fertlerinden saymalı ve her ferdi bütün insanlık için bir kuvvet kaynağı olarak tanımalıdır.
Hangi din, mezhep ve karakterde bulunursa bulunsun bütün âdemoğullarına karşı bir kardeşlik ve şefkat duygusuyla dolu olmalıyız. Bizi maddeten ve manen zarara uğratmadıkça onun hak ve hürriyetine dokunmamalıyız. Savaşmayan bir yabancıyı, hatta bir savaş esirini öldürmek, şeriatın nazarında cinayettir.
Hadis i şerifte şöyle buyrulmaktadır:
“İnsanların hayırlısı, insanlara faydalı olan kimsedir.”
Dolayısıyla bu hadis i şerifin yüce hükmü icabı insanlara karşı hayırlı ve faydalı olmamız için emredilen görevleri yapmak yasaklananlardan da sakınmak gerekmektedir. Emredilen görevler: Adalet, insaf, hilm uysallık ve tevazu, hayâ, hataları bağışlama, öfkeyi yutma, yardımlaşma duygusu, iffet ve istikamet, temizlik, cömertlik ve şefkattir.
Yasaklanan davranışlar: Kötülük yapmak, alay etmek, yalan ve sahtekârlık, intikamcılık, sertlik ve kabalık, başkasının gizli hallerini araştırmak, boşboğazlık, gıybet, çekiştirme kötüleme, dedikodu, iftira, riya ve yaltaklanma, nankörlük, ucub ve kibir, zulüm ve haset gibi davranışlardır.
Geçen sayı Emredilen iyi davranışları açıklamıştık. Bu sayıda ise yasaklanan kötülüklerden bahsedeceğiz. Yüce İslâm şeriatı bizi daima hayır ve iyiliğe, kerem ve yardım etmeye, merhamet ve mürüvvete sevk ettiği için kötülüğün ne korkunç ve adi bir sıfat olduğunu izaha gerek yoktur. Çünkü şeriata ve fazilete karşı en büyük cinayet kötülük yapmaktır. Bunun hakkında ne söylense azdır. Kur’an ı Kerim’de
“Yoksa kötülükleri yapanlar bizden kaçabileceklerini mi/onlara vereceğimiz cezadan vazgeçeceğimizi mi sandılar? Ne kadar kötü (ne yanlış) hüküm veriyorlar.” (Ankebut, 29/4) buyrulmuştur.
İslam’ın yasakladığı başlıca kötülükler şunlardır:
İstihza/ Alay Etmek
Halkın ayıp ve kusurlarını bulup meydana koymak ve bir aşağılayıcı tavırla eğlenmektir ki bu hal adetçe kötülüğün büyük bir şubesini oluşturur. Çünkü kiminle eğlenilirse ona kötülük ediliyor, onun kalbi kırılıyor demektir.
Alay etmek denilen bu kötü fiil hakkında pek çok ayet i kerime nazil olmuştur.
Yalan ve Yalancılık
Yalan, gerçeğe aykırı söz söylemek demektir ki kötü işlerin en kötülerindendir. Cenab ı Hak yalandan ve yalancıdan nefret eder. Bunun çirkinliğini beyan eden birçok ayet i kerime ve hadis i nebeviye vardır. “Yalan, rızkı eksiltir” manasındaki hadis i şerif herkesin malumudur.
Meşhur rivayetlerdendir ki bir gün muteber zatın biri gelip Hz. Abdullah . Abbas’a bir bilgi naklederek bunun hadis i şerif olduğunu iddia etmişti. İbn i Abbas da alışageldiği üzere gereken araştırmayı yapmış ve ravinin asla yalan söylemediğine kanaat getirmişti. Ancak o kişinin Mısır’ın fethi esnasında kaçan atını tutmak için güya içine arpa varmış gibi eteğini katlayarak ata gösterdiğini haber almış ve bunun üzerine; “Demek bu adamda ihtiyaç duyduğu zaman yalan söyleme eğilimi varmış” diyerek naklettiği sözü sahih hadis olarak kabul etmemiştir. İşte saadet asrında yalan ve yalancılığa gösterilen dikkat bu seviyelerdeydi.
İntikamcılık / Garazkârlık
İntikamcılık, öç almak demektir. Alicenap ve güzel ahlakla donanmış olan kimselerin tenezzül etmeyeceği şeylerden biri de intikamcılıktır. Resul i Muhterem Efendimiz,
“Cenab ı Hakk’ın en sevmediği adam, düşmanlıkta aşırılık gösterendir” buyurmuşlardır
Diğer bir hadis i şerifte “Sana hainlik edene karşılık sen de hainlik etme!” hükmü gelmiştir
Hele, “Öfkelerini yutarlar ve insanları affederler” (Al i İmran, 3/134)
Ayet i kerimesi öfkeyi kontrol etmekle insanların kusurlarını affedenlerin Allah katında ne derecede makbul olacaklarını gösterir.
Meşhur rivayetlerdendir ki: Bir gün Hz. Ali yemek yerken kölesi kazayla sıcak çorbayı İmam Ali’nin üzerine döker. Mübarek, kölenin bu dikkatsizliğine kızarak hışımla yüzüne bakınca, köle hemen yukarıdaki ayeti okur. Hz. İmam bunun üzerine köleyi değil yaptığı hatadan dolayı cezalandırmak aksine onu affeder ve hatta büsbütün azat eder.
Sertlik / Kabalık:
Sertlik, katılık, kabalık demektir ki, sonucu kalp kırmaktan, herkesi kendisinden soğutmaktan ibaret olduğu için her şeyden önce iyileştirilmesi gereken nefsanî özelliklerdendir. Resul i Mükerrem Efendimiz hazretleri, herkese hatta düşmanlarına karşı bile güzel ve tatlı bir şekilde hitap ederlerdi.
Kur’an ı Kerimde, “Güzel söz ve bağışlama, arkasından incitme gelen sadakadan daha iyidir.” (Bakara, 2/263) buyrulmuştur.
Merak / Başkalarının Gizli Hallerine Araştırmak:
Tecessüs, bir durumun, bir olayın içyüzünü araştırmak demektir. Yani halkın gizli hallerini teftiş ve araştırmakla şurada burada söylemekten ibarettir. Cenab ı Hak, Kur’an ı Kerim’de tecessüsü şiddetle yasaklamıştır. Bu yüzden aksi şekilde davrananlar ahlaki ve uhrevi sorumluluğa duçar olurlar.
Hz. Ömer (ra), halifeliği zamanında bir gün bir evden şeriata aykırı bazı durumlar meydana geldiğini dinleyerek anlamaları üzerine evin içine girip ev sahibini azarlamak istemişlerdi.
Ev sahibi ise, tecessüsün İslâm’da haram olduğunu Hz. Ömer’ hatırlatınca, adalet timsali olan Halife, büyük bir sükûnet ve mahcubiyetle oradan çıkıp gitmişlerdir.
Haber vermeden bir kimsenin evine veya odasına girmek, ayıp yerlerine gizlice bakmak, birinin telefonunu veya belgelerini gizlice okuyup karıştırmak da tecessüsün türlerinden ve en azından tecessüsün alametlerine dair hallerdendir.
Boşboğazlık:
Boşboğazlık; her işitilen sözü rast gelen yerde, rast gelen insana söylemek, emniyeti suiistimal etmek demektir. Bunu alışkanlık haline getirenler kimsenin güvenine mazhar olamazlar. Dünyada dostsuz, yarensiz kalır. Sır tutma denilen ahlaki özelliğe tamamen aykırı olan boşboğazlık, ya terbiyesizlikten ya akıl noksanlığından meydana gelir ve birçok kötülüklere sebep olur.
Gıybet ve Çekiştirme:
Gıybet, bir kimsenin ayıp ve kusurunu o kimsenin arkasından sayıp dökmek demektir ki, bunun çirkin bulunmadığı hiçbir kültür ve memleket yoktur.
İnsanın şerefli sıfatına tamamen zıt, terbiyesizliğin de açıkça delili olan bu günahın kötülüğü, Kur’an ı Kerim’de apaçık bir şekilde ifade buyrulmaktadır.
Hadis i şeriflerde de
“Gıybet, zinadan daha kötüdür” ve “Kardeşinin işittiği zaman hoşlanmayacağı sözü, onun gıyabında söyleme” tarzında şerefli hükümler gelmiştir.
Çekiştirme de, bir kimsenin aleyhinde ve arkasından kötülemeyi içeren söz söylemek olduğu için gıybetten farkı yoktur. Adeta onunla aynı anlamdadır. Fakat bazı sonuçları itibariyle ondan biraz farklıdır.
Gıybetin başka bir kısmı daha vardır ki, ona da dedikodu derler. Dedikodu nemime, duyulan bir sözü bozgunculuk amacıyla bir yerden başka bir yere taşımaktır. Kötü huyların en kötülerinden biridir.
İftira ve Bühtan:
İftira, o işi yapmayan bir kişiye “yaptı” diye ithamda bulunmak demektir ki dile ve vicdana ait çirkinliklerin en kötülerindendir.
İftiranın yalan ve yalancılıkla, çekiştirme, dedikodu ve gıybetle, kötülükle farklı yönlerden temas ve ilişkisi vardır. Onlar hakkındaki yasaklama ve haram hükümleri iftira için de geçerlidir.
Riya ve Dalkavukluk:
Riya ve yağcılık, ihlasa tamamen zıt olan, dünya ve ahiret işleri itibariyle âleme hoş görünmek için yapılan çirkin ve gösterişçi fiillerdir.
Riya iki kısımdır: Biri taat ve ibadetle, diğeri muamelatla (sosyal hak, görev ve sorumluluklarla) ilgilidir.
Birinci kısma giren fiilleri, İslâm âlimleri “küçük şirk” olarak adlandırmışlardır. Kur’an ı Kerim’de bu gibiler hakkında;
“Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki, onlar namazlarını ciddiye almazlar. Onlar gösteriş yapanlardır, hayra da mâni olurlar.” (Maun, 107/4-7) ayeti nazil olmuştur.
Nankörlük:
Nankörlük, görülen iyiliğin kıymetini bilmemek ve aksine o iyiliği eleştirip kötüleyerek ters yönde yorumlamak gibi hallerdir ki, vicdan ve terbiye yokluğunun işaretidir.
Hz. Ali, “Bir toplumda nankörlüğün artması, o toplumun helakine en açık ipucudur” demiştir.
Ucub ve Kibir:
Ucub, yaptığı ameli büyük görmekten, kibirse kibirlenenin kendi nefsini şerefli, üstün ve önemli görüp başkalarını hafifseyerek hakir görmekten ibarettir. Her ikisi de kesin naslarla reddedilmiştir.
“Kibir havasından Allah’a sığınırım” hadis i şerifi de, sahibinin nefsinden Allah’a sığınılan kibrin bayağılığını gösterir. “Kibrin düşmanı Allah’tır ” atasözü, ahlaki bir kıymet taşımaktadır. İsmail Hakkı hazretlerinin bu konuda şöyle diyor:
“İnsan herkesi kendisinden hayırlı görmeli ve bilmelidir. Bir çocuk gördüğün zaman, “Bu benden hayırlıdır. Çünkü henüz mükellef olma çağına gelmediği için, benim kadar günah işlememiştir”; kendisinden büyük bir kimseyi gördüğünde, “Bu adam benden çok yaşamış ve bu yüzden Cenab ı Hakk’a benden daha çok ve güzel ibadet etmiştir” demeli. Bir âlim gördüğünde, “Benim mahrum olduğum ilim ve marifet nimetinden hissedar olan bu kişi, elbette benden hayırlıdır” ve bir cahile karşı “Bu adam bilgisizliği yüzünden günah işler, bense biliyor olduğum halde bile bile günahkâr oluyorum. O halde bu adam benden daha hayırlıdır” demelidir. Bir gayrimüslimi gördüğü zaman, onun Müslüman olarak ölmesi ihtimali karşılığında kendisinin Allah korusunimansız olarak ölüp gazaba ve hüsrana uğrayanlardan olması ihtimalini düşünerek o gayrimüslimi de kendinden hayırlı görmelidir.”
Zulüm:
Zulüm, adalete aykırı fiil ve hareket anlamındadır. İslâm âlimleri, mazlumla Cenab ı Hak arasında yalnız bir perde vardır, derler. Mevcudatın Yüce Yaratıcısı Kur’an ı Keriminde;
“(Resulüm!) Sakın, Allah’ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma!” (İbrahim, 14/42) Ve “Zulmedenlere meyletmeyin; sonra size ateş dokunur (cehennemde yanarsınız).” (Hûd, 11/113)
Gibi birçok ayet i kerimeyle zulmü yasaklamış ve zalimi kötülemiştir.
Habib i Kibriya Efendimiz , “Üç kimsenin duası Allah katında makbuldur: Babanın evladına, misafirin ev sahibine, mazlumun zalime karşı yaptıkları dualarıdır” buyurmuşlardır.
Haset / Kıskançlık:
Haset bir başkasının veya başkalarının mutluluk ve mallarının ellerinden gitmesini arzu etmek ve bunun gerçekleşme yollarını araştırmaktan ibaret alçak bir sıfattır.
Cenab ı Hak Kur’an ı Keriminde; “Kıskandığı vakit kıskanç kişinin şerrinden sabahın Rabbine sığınırım.” (Felak, 113/5)
Ayetiyle hasetçinin şerrinden daima sakınılmasını emir ve tavsiye buyuruyor. Hadis i şerifte de, “Ateşin odunu yemesi yakıp kül etmesi gibi haset de iyilikleri yer bitirir” buyrularak hasedin kötülük derecesi gösteriliyor.
Gerçek şu ki, haset ruhî bir hastalık ve birçok kötülüğün kaynağıdır. İnsanı hırsa, tamaha, yalana, hatta zulüm ve cinayete yönelten sebeplerin en etkililerinden biri de hasettir.
HABİB ŞAMİL