Ana sayfa

KORKU VE ÜMİT

KORKU VE ÜMİT

Bil ki ümit, kurtuluş sebepleri ve yolları bulunduğu zaman olur. Gurur ise kurtuluş sebepleri ve yolları bulunmadığı zaman olur. Korku ise kalbin ışığıdır; onunla içindeki hayrı ve şerri görür. Öyle ise her an korku ile ümit arasında olman gerekir ki istidrâca kapılmayasın. Nitekim şeyhler, silsile yoluyla bunu birbirine tavsiye etmişlerdir. Şüphesiz korkan kişiyi ancak korkan kimseler görür. Çocuğunu kaybetmekten dolayı ağlayan kadın, çocuğunu kaybetmekten dolayı ağlayan kadını görmek ister.

 

Resûlullah ﷺşöyle buyurmuştur: “Sağılan süt memeye geri dönmedikçe, Allah korkusundan dolayı ağlayan bir kimse de cehenneme girmez.” (Tirmizî, Fezâilü’l-Cihâd, 8.)

Bil ki, her şeyin bir süsü vardır. İbadetin süsü ise korkudur. İblis, Allah’ın ﷻ rahmetinden kovulduğunda, Cebrâil ve Mikâil uzunca bir süre ağladılar. Allah Teâlâ onlara vahiy göndererek, “Niçin ağlıyorsunuz?” diye buyurdu. Bunun üzerine, “Ey Rabbimiz! Biz senin tuzağından emin olamıyoruz” dediler. Allah Teâlâ onlara, ‘Öyle olun, benim tuzağımdan emin olmayın” buyurdu.

Doğru söze ne denir. Bir insan en yüksek makama yükselse ve Allah Teâlâ, “Senden en büyük rızamla razı oldum” dese, Cenâb-ı Hakk’ın adına hiçbir şeyle hükmedilmez. Bilakis böyle bir kimseden, Allah Teâlâ’nın tuzağından emin olmama korkusu ayrılmaz.

Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Rabblerine dönecekleri için verdiklerini kalpleri ürpererek verenler” (Mü’minûn 23/60).

Âlimler bu âyetin tefsiri hakkında şöyle demişlerdir: “Zekâtlarını ve sadakalarını verirken şartlarına riayet etmekte kusur ettikleri korkusuyla verdiklerini kalpleri ürpererek verirler veya zekâtlarını ve sadakalarını verirken en mükemmel yönüyle vermedikleri için kalpleri ürperir.”

Resûlullah’a ﷺ, “Rabblerine dönecekleri için verdiklerini kalpleri ürpererek verenler” (Mü’minûn 23/60) âyetinde geçen kimse, “Çalan, zina yapan ve içki içen mi yâ Resûlallah” diye sorulunca, “Hayır, oruç tutan, namaz kılan ve zekâtını verip kendisinden kabul edilmez korkusuyla yaşan kimsedir” buyurdu. (Beyhakî, Şuabü’l-İmân, nr. 800.)

İmam Şa‘rânî şöyle demiştir: “Resûlullah ﷺ her halimizde kuvvete değil zayıflığa meyletmemiz gerektiği hususunda bizden söz almıştır. Kişinin korkusu irfan mertebesi ölçüsündedir. Çünkü ârifin şartlarından biri, çok korkmasıdır. Nitekim Resûlullah ﷺ, ‘Ben sizden daha fazla Allah’ı tanıyor ve O’ndan korkuyorum” (Aclûnî, Keşfü’l-Hafa, nr. 607.) buyurmuştur.”

Yine İmam Şa‘rânî şöyle demiştir: “Resûlullah ﷺ musibet gelip çattığında Allah’a ﷻ yalvarmamız gerektiği hususunda bizden söz almıştır. Cenâb-ı Hak’tan, bu musibeti kaldırması için yalvarmalıyız ve bazılarının yaptığı gibi metanetli durmaya ve sabretmeye çalışmamalıyız. Çünkü böyle bir şeye kalkışmak, Allah’ın ﷻ kahır sıfatının karşısında durmak demektir. Bazı zamanlar da olur ki çok fazla hastalığa ve acılara maruz kalırız ve bunun neticesinde sabrımız tükenir. Dolayıyla zayıflık yerlerine koşup Allah’tan ﷻ belalardan kurtulmayı istememiz ve sivrisineğin ısırığından meydana gelen acımızı bile O’na ﷻ açık etmemiz daha evladır. Çünkü Allah Teâlâ, kullarından zayıflıklarını açık etmelerini, af ve âfiyeti kendinden istemelerini sever.”

 

Şeyh Ahmad HACİ EFENDİ