Ana sayfa

HAYÂNIN HAKİKATİ

HAYÂNIN HAKİKATİ

HAYÂNIN HAKİKATİ

Bil ki hayânın sözlük anlamı, çekingenlik ve nefsi çirkin şeylerden sakındırmaktır. Tasavvuf ehlinin ıstılahında ise, Rabbini tazimden dolayı kalbin büzülmesidir.

 

Cüneyd-i Bağdâdî’ye, hayânın ne olduğu sorulunca şöyle demiştir:

“Allah’ın nimetlerini ve kendi kusurlarını görme arasında bir hal doğar ki ona hayâ denir.”

Bu da Allah Teâlâ’nın huzurunda olma iddiasını terketmektir.

Bil ki hayânın birçok çeşidi vardır. Onlar da şunlardır:

Suç işleme hayâsı. Bu, Hz. Âdem’in hayâsıdır. Ağaçtan yiyip cennette koşuşturmaya başlayınca Allah Teâlâ kendisine, “Benden mi kaçıyorsun?” dediğinde Hz. Âdem, “Hayır, senden hayâ ettiğim için” demiştir.

Kendini kusurlu görme hayâsı. Bu, meleklerin hayâsıdır. Onlar, “Rabbimiz, seni noksan sıfatlardan tenzih ederiz, sana hakkıyla ibadet edemedik” dediler.

Yüceltme hayâsı. Bu, İsrâfil’in hayâsıdır. O, yüce Allah’tan ﷻ hayâ ettiği için kanadıyla kendini örtmüştür.

Kerem ve cömertlik hayâsı. Bu, Hz. Peygamber’in ﷺ hayâsıdır. O, Hz. Zeynep ile evlendiğinde müslümanları davet etmişti. Evine gelen ve akşam geç saatlere kadar oturup kalan ümmetine, “Artık çıkınız” demekten hayâ etmişti. Allah Teâlâ bu konuda onun adına ümmetini uyardı ve şöyle buyurdu:

“Ey iman edenler! Siz, bir yemeğe çağırılmadıkça, zamanını gözetmeksizin, Peygamber’in evlerine girmeyin. Ancak size izin verildiği vakit girin. Yemeği yediğinizde hemen dağılın, sohbete dalmayın. Çünkü bu hareketiniz Peygamber’i üzmekte, fakat o (size bunu söylemekten) utanmaktadır. Ama Allah, hakkı söylemekten çekinmez” (Ahzâb 33/53).

Bu âyette izin alma, vakte dikkat etme ve davete icabet etme edebini muhafaza etmeye işaret vardır. Yine bu âyette izin verilmesinden maksat, yemeğe davet edilmektir. Yani yemeğe davet edildiğiniz vakit, Peygamber’in evlerine edep ve o yüce huzurun hükümlerine riayet ederek girin.

Te’vîlâtü’n-Necmiyye’de şöyle denilmiştir: “Yani işleriniz bittiği vakit dağılın, gevşek davranmayın. Onun güzel ahlâkı, sizi güzel edepten alıkoymasın ve onun aşırı derecedeki hayâsı sizi ona karşı cesaretlendirmeye sevk etmesin. Sanki onun güzel ahlâkı onları kendisiyle rahatça konuşmaya sevk etti. Öyle ki Allah Teâlâ bu âyeti indirdi.”

Denilmiştir ki: “Şerefli insanların yanına giren akıllı bir kimsenin az konuşması ve yanlarından çabuk kalkması gereklidir. Ahmak olan kişinin alametlerinden biri, ihtiyaçtan fazla oturması ve davet edildiği vaktin dışında gelmesidir.”

Çekinme hayâsı. Bu, Hz. Ali’nin hayâsıdır. Hz. Ali, Hz. Peygamber’in ﷺ damadı olduğu için, kendisinden çekinerek mezi akıntısıyla ilgili bir soruyu bizzat soramamış, Mikdâd b. Esved’den sormasını istemişti.

Kendini küçük görme hayâsı. Bu, Hz. Musa’nın hayâsıdır. O, “Ey Rabbim, benim dünyevî bir ihtiyacım olduğu zaman onu senden istemeye hayâ ediyorum (utanıyorum)” dedi. Bunun üzerine Allah Teâlâ ona, “Hamuruna koyacağın tuza ve koyununa vereceğin ota varana kadar her ihtiyacını benden iste” buyurdu.

Nimet hayâsı. Bu, yüce Allah’ın ﷻ hayâsıdır. Allah Teâlâ, âhirette kul sıratı geçtikten sonra ona mühürlü bir kitap verir. Kul açar bakar ki içinde şöyle yazılı: “Sen şu şu kusurları yaptın; ben onları sana açıklamaya hayâ ettim, git, ben seni affettim.”

Resûlûllah ﷺ hayânın hakikatini beyan etmiştir. Nitekim rivayet edildiğine göre, Bir gün Hz. Peygamber ﷺ sahabilere,

“Allah’tan hakkı ile hayâ ediniz” buyurdular. Ashap,

“Ey Allah’ın resûlü, biz Allah’tan hayâ ediyoruz. Allah’a hamdolsun” dediler. Bunun üzerine Resûlullah ﷺ şöyle buyurdu:

“Benim bahsettiğim sizin dediğiniz değildir; fakat kim Allah’tan gerçek manada hayâ ederse; başını ve başını çevreleyen azalarını, midesini ve midesinin etrafındaki bölgeleri (avret mahallini) haramdan korusun, ölümü ve çürümeyi düşünsün. Kim âhireti isterse, dünyanın süsünü terkeder. Kim bunları yaparsa, Allah’tan gerçek manada hayâ etmiş olur.” (Tirmizî, Kıyâme, 24)

Hikmet ehlinden biri şöyle demiştir: “Kendilerinden hayâ edilen kimselerle oturup kalkarak kalbinizde hayâ duygusunu diriltin.”

 

Hayâ İmandandır

Bil ki müridin şartlarından birisi, kalbinin daima (Allah Teâlâ’ya karşı kulluk vazifesini yerine getiremediği için) yanık olmasıdır.

Fudayl b. İyâz demiştir ki: “Şu beş şey şekâvetin/bedbahtlığın alâmetidir: Kalpteki katılık, gözyaşının kuruması, hayâ azlığı, dünyaya rağbet ve uzun emel.”

Salihler şöyle demiştir: “Şayet heybet ve hayâ kuldan giderse, onda hayır kalmaz.”

Kulun Allah Teâlâ’dan hayâ etmesi, imanı ve dünyaya rağbet etmemesi ölçüsündedir. Öyle ki büyük zatlardan biri şöyle demiştir:

“Hayâ ve üns (Allah ﷻ ile huzur hali), kalbin kapısını çalarlar; içinde zühdü (gönlü dünyadan çekmeyi) ve veraı (şüpheli şeylerden sakınmayı) bulduklarında içeri girip yerleşirler, yoksa çeker giderler.”

Allah Teâlâ’nın, “Gerçekten kadın zina konusunda ona niyet etmişti. Eğer rabbinin delilini görmeseydi o da kadına niyet edecekti” (Yusuf 12/24) âyetinin bir tefsirinde şöyle denmiştir:

“Züleyha, Yusuf’a yanaşmak istediğinde evinin bir köşesinde bulunan putunun üzerine bir örtü attı. Yusuf, ‘Bunu niçin yapıyorsun?’ diye sordu. Züleyha, ‘Ondan utandığım için böyle yapıyorum’ dedi. Bunun üzerine Yusuf, ‘Bana senin ondan utandığından daha fazla Allah Teâlâ’dan utanmak düşer’ dedi.”

 

Şeyh Ahmad HACİ EFENDİ