Ana sayfa

GÜZEL AHLÂK DİNİN ÖZÜDÜR

GÜZEL AHLÂK DİNİN ÖZÜDÜR

GÜZEL AHLÂK DİNİN ÖZÜDÜR

Resûlullah’ın ﷺ tamamlamakla gönderildiği güzel ahlâklar dinin özünü teşkil eder.

 

Resûlullah ﷺ şöyle buyurmuştur: “Ben ancak güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim.” (bk. Ali el-Muttakî, Kenzü’l-Ummâl, nr. 44063.) Güzel ahlâkın hakikati, kişinin ailesine, hizmetçilerine ve bütün müslümanlara karşı yumuşak ve halim olmasıdır. Nitekim Resûlullah ﷺ bir gün, “Cennet ehli, cana yakın, iyi geçinen, yumuşak huylu olan ve insanlara kolaylık gösteren kimsedir. Cehennem ehli ise katı ve kaba’serî olan kişidir” buyurdu. Sahabiler, “Kaba’serî’ nedir yâ Resûlallah?” diye sorduklarında, “Ailesine karşı katı, dostuna karşı katı ve topluma karşı katı olan kimsedir” buyurmuştur.

Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

“İnsanlara çirkin değil güzel söz söyleyin” (Bakara 2/83).

“Kullarıma söyle, sözün en güzelini söylesinler” (İsrâ 17/53).

Sözün en güzeli, bütün güzellikleri ve daha fazlasını kapsayandır.

Özet olarak; nasıl ki insanların hoş kelam, güzel söz ve güzel davranışla seninle muamele etmelerini istiyorsan, sen de Allah’ın ﷻ mahlûkatına karşı böyle davran. Aynı şekilde nasıl ki insanların kötü kelam, çirkin söz ve hoş olmayan davranışla seninle muamele etmelerini hoş karşılamıyorsan, sen de insanlara ve mahlûkata karşı böyle davranma. Çünkü Allah Teâlâ, kula insanlarla muamele ettiği ahlâk ve vasıfla muamele eder. Zira yaptığı davranışa uygun olarak ceza verilir. Her kim mahlûkata cennet, rahmet ve dinlenecekleri gölge olursa, Allah da ona böyle muamele eder. Her kim efendisinden dolayı bir köleye ikramda bulunursa, efendisine ikram etmiş gibi olur.

Şüphesiz ihsanların neticeleri vardır. Sahibi hangi yurtta olursa olsun bu neticeler kendisine döner. Nitekim Ebû Talip hakkında şöyle bir hadis nakledilmiştir: Abbâs, Resûlullah’a ﷺ, “Ey Allah’ın resûlü! Ebû Talip seni korur, sana yardım ederdi. Bu ona fayda verir mi?” diye sorduğunda, Hz. Peygamber ﷺ, “Evet, ben olmasaydım cehennemin en alt tabakasında olurdu” buyurdu. (Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 4/313)

Ebû Leheb’in cariyelerinden birisi kendisine Resûlullah’ın ﷺ doğumunu müjdelediğinde onu azat ettiği için rüyada her pazartesi gecesi cehennemde başparmağından su emdiği görülmüştür.

Salihlerden birisi şöyle demiştir: “Resûlullah’ın ﷺ zamanına yetişemeyip onu görmek isteyen kişi, Kur’an’a baksın. Çünkü Kur’an’a bakmak ile Resûlullah’a ﷺ bakmak arsında bir fark yoktur. Sanki Kur’an, kendisine Muhammed b. Abdullah b. Abdülmuttalip denilen bedenin suretinin dirilmiş halidir.”

Başka biri şöyle demiştir: “Her kim Resûlullah’ı ﷺ görmek istiyorsa, sünnetiyle amel etsin. Özellikle de sünnetin unutulmaya yüz tuttuğu bir yerde… Çünkü Resûlullah’ın ﷺ vefatından sonraki hayatı sünnetidir. Her kim onu ihyâ ederse, bütün insanları ihyâ etmiş gibi olur. Çünkü Hz. Peygamber ﷺ bütün güzel ahlâkı kendisinde toplayan, en kusursuz ve en kâmil olandı.

Bir diğeri de şöyle demiştir: “Resûlullah’tan ﷺ sonra çirkin ahlâk kalmadı. Çünkü o, bütün çirkin ahlâklardan sakınmanın yollarını açıklamıştır. Yani bu konuda bizi şaşkınlığa düşürecek bir yön ve çirkin ahlâkları işlemeye sebep olacak bir yol bırakmadı. Çünkü Resûlullah ﷺ bize iyi ve kötüyü açıklamıştır.

Denilir ki: Hak Teâlâ, ona yeryüzünün anahtarlarını sundu, fakat o kabul etmedi. Miraç gecesi onu gökyüzüne çıkardı, cenneti ve bütün melekleri gösterdi, fakat o bunlara iltifat etmedi. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

“Gözü kaymadı ve sınırı aşmadı” (Necm 53/17). Yani gözü ne sağa ne de sola baktı.

Bundan dolayı Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

“Resûlüm, şüphesiz sen çok büyük bir ahlâk üzeresin” (Kalem 68/4). Yani ne musibette yanlış yola saparsın, ne de ihsanda haktan yüz çevirirsin.

Bilindiği gibi Resûlullah ﷺ nice eziyetlere maruz kaldığı halde bütün bunlara sabretmiştir. Öyle ki mübarek başı yarıldığı ve dişi kırıldığı halde şöyle demiştir:

“Ey Allahım! Kavmimi bağışla, çünkü onlar bilmiyorlar.” (Buhârî, Enbiyâ, 54) Kıyamet gününde bütün peygamberler, “nefsim, nefsim” diyecek, fakat o, “ümmetim, ümmetim” diyecektir.

 

 

Şeyh Ahmad HACİ EFENDİ