Ana sayfa

Mevlânâ Hali̇d-i̇ Bağdâdî

Mevlânâ Hali̇d-i̇ Bağdâdî

İlk Buluşma

Mevlânâ Muhammed Derviş Azîmâbâdî [kuddise sırruhû] Süleymaniye’ye geldiğinde henüz genç denilecek biriyle karşılaşır. Yirmi yaşlarındaki bu genç, Azîmâbâdî hazretlerini, Süleymaniye’deki medresenin müderrisi ve dönemin Süleymaniye’deki Şâfiî mezhebi fıkıh âlimi sıfatıyla karşılar. Bu genç Mevlânâ Halid hazretleridir.

Mevlânâ Halid [kuddise sırruhû] misafire izzet ve ikramda bulunur. O zamanlar halk onu “Şeyh Halid” diye tanır. Şeyh Halid [kuddise sırruhû], öteden beri içinde sakladığı niyetini, Süleymaniye’ye gelen mürşid i kâmil Muhammed Derviş Azîmâbâdî hazretlerine açar ve şöyle der:

“İçimde bir eksiklik var, bir mürşid i kâmil arıyorum. Ancak bugüne kadar gönlümü dolduracak kâmil bir zat bulamadım. Bana ne yapmamı tavsiye edersiniz?”

Mevlânâ Muhammed Derviş Azîmâbâdî hazretleri,

“Delhi’de bir Allah dostu var, zamanın gavs ı âzamıdır, kutb ı ekberidir, kâmil bir velidir. Dilersen seni onun dergâhına götüreyim. Bir defasında ben onun, ‘Bu topraklara Anadolu’dan bir âlim gelecek!’ dediğini işitmiştim. Ümit ederim ki o kişi sen olursun” der.

Bu sözler üzerine Mevlânâ Halid’in [kuddise sırruhû] gönlünü bir anda huzur kaplar. Mevlânâ Muhammed Derviş Azîmâbâdî hazretlerine sevgiyle sarılır ve Süleymaniye’de bulunduğu müddette ona çokça hizmette bulunur. Bir müddet sonra da birlikte Delhi’ye doğru yola çıkarlar.

Mevlânâ Halid hazretleri 1224 (1809) yılında gönlündeki mürşidi bulmak üzere Hindistan’a doğru yola çıkar ve bu yolculuğa çıkarken şöyle der:

“Maksudum vuslatımdır, ona varana kadar bütün zorlukları seveceğim, Uzakta olsa da aradığım, onu buluncaya kadar sabredeceğim.”

Mevlânâ Halid 1224 (1809) senesinde çıktığı Hindistan yolculuğu sırasında, uzun çölleri geçer ve Tahran ile birlikte İran’nın bazı şehirlerine uğrar.

Delhi’ye ulaştığında yüzlerce kilometrelik mesafeyi, onlarca şehri ve tam bir yılı geride bırakmıştı. Mürşidine karşı sevgi ve aşk hali arttıkça artmış ve karşı konulamaz bir vaziyet almıştır.

İntisabı ve İrşad İcazeti

Mevlânâ Halid hazretleri 1225 (1810) yılında Hindistan’a ulaşır. Şeyhlerin şeyhi, büyük âlim ve ârif Abdullah ı Dihlevî hazretlerine [kuddise sırruhû] intisap eder ve böylece Nakşibendiyye yolunun terbiyesine girer. Hizmet ve zikir olarak ne gerekiyorsa onu yapar. Beş ay gibi kısa bir zamanda “huzur ve müşahede ehli” olarak Abdullah ı Dihlevî hazretlerinden icâzet alır. O, Mevlânâ Halid hazretlerindeki cevheri bildiği için onu büyük küçük her türlü hizmete koşturur. Mevlânâ Halid’i öylesine pişirir ki artık o, iddia, istek ve arzularından sıyrılmış onun nefsi tam olarak tezkiye olmuştur.

Bu dergâhta yaklaşık bir yıl kadar kalır. O bu zaman içerisinde eşine az rastlanır bir mürid olur. Tasavvufî terbiyenin en girift mertebelerini aşar, nurlu müşahede âlemine ulaşır, velâyet makamlarına kavuşur. Mürşidi Abdullah ı Dihlevî hazretleri, Allah  nın ona ikram ettiği ulvî mertebeleri müşahede edince, kendisine beş tarikatın irşad metodunu öğretir ve icâzet verir. Bunlar; Nakşibendî, Kadirî, Kübrevî, Sühreverdî ve Çiştî tarikatlarıdır. O bu tarikatlarda icâzetli bir mürşid i kâmil olur.

İrşadı

Mevlânâ Halid hazretleri o günden itibaren tam beş gün yol alır. Nereye gitse peygamberlerin, ashâb ı kirâmın ve sâdât ı kirâmın hayatından örnekler vererek sohbetler eder, insanlara doğru yolu gösterir, Nakşibendî yolunun güzelliğini anlatır. Bu yüzden geride bıraktığı köyler, kasabalar onu seven, gönlünü ona bağlayan, onun ellerini tutan ve ona intisap edenlerle dolar.

1226 (1811) yılında Süleymaniye’ye gelir. Artık o zâhirî ve bâtınî ilimlerde büyük bir âlim ve mürşid i kâmildir. Bu yüzden kendisine “çift kanatlı” anlamına gelen “Zülcenâheyn” denilir.

Fakat onu çekemeyenler her zaman olduğu gibi yine görevlerinin başındadır. Haset ve fitneye yönelenler onu şikâyet etmekte gecikmez. Ardı ardına iftiralar atarlar. Ancak o, kötülere iyi dualarıyla karşılık verir. Bu sebeple, Mevlânâ Hâlid hazretleri bulunduğu şehirden hicret etme zamanının geldiğini düşünür ve Bağdat’a gider.

Bağdat’a Yerleşmesi

Bağdat’ta İhsâiye denilen yerde İsfahan Medresesi vardır. Öteden beri virane bir halde olan bu medreseyi tamir ettirir. Dervişleri ve müridleriyle ölü toprakları ve gönülleri canlandırır. Medreseyi insanlara hizmet edilecek en güzide mekânlardan biri haline getirir ve orasını ilim ve zikir merkezi yapar.

Mevlânâ Halid hazretlerinin dergâhına insanlar akın akın gelir. Âlimler, cahiller; komutanlar, valiler; âbidler, zâhidler, tacirler ve daha niceleri. Her biri edep elbisesine bürünüp onun ilminden ve güzel ahlâkından istifade ederler. Kendilerine örnek kabul edip ilâhî aşkı onun vesilesiyle tadarlar.

Şam’a Yerleşmesi

Yaptığı hac yolculuğu ve Şam’a dönüşünün ardından mübarek himmet ve bereketleriyle irşad faaliyetlerine yine hız verir. Ancak vefatına kadar, Şam’ın kuzeyinde yer alan büyük Kâsiyûn dağının eteğine kurulmuş Kâsiyûn köyünden ayrılmaz. İlim, ibadet, irşad ve İslâm’a hizmet etmekle meşgul olur. Onun hizmet ve irşadı vatanın hemen hemen her yanına yayılır. Ama o, sûfîlerle Kudüs’e gidebilmeyi ümit eder ve bazan hasretini dervişlerle paylaşır.

Bir ramazan ayı yanındakilere Şam ve ardından kutsal mekânlara yolculuktan bahsederek, “Evet, bulunduğu yer, kutsal vadidir, Tûr dağı oradadır. Mescid i Aksâ oradadır. Ancak bu mukaddes yolculuk ne zaman ve ne şekilde olacaktır?” buyururlar. Ancak sözlerinin ardında yatan anlam anlaşılmamıştı. Nihayetinde bir yolculuk olduğu ise âşikârdı.

İnsanlar Mevlânâ Halid hazretlerine gelip şöyle derler:

“Efendim! Şimdi tam zamanıdır, Kudüs yolculuğuna çıkalım.”

Mevlânâ Halid hazretleri “Şimdi bu şehri terk edemeyiz. Burada kalmamız en doğrusudur” derler.

Bu sözlerin sebebi ahalinin veba salgını pençesinde olmasıydı. Mevlânâ Halid [kuddise sırruhû] orada en azından bir teselli olarak kalmalı ve halka nasihat etmeliydi. Öyle de yaptı. Ölenlere şehitlik sevabını müjdeledi. Hz. Ömer’den misaller getirerek gönüllere serinlik verdi. Gerekli önlemleri almalarını ve sabra sarılmalarını tavsiye etti.

Şahit Olun!

Muhammed Emin İbn Âbidin [kuddise sırruhû] Osmanlı döneminin meşhur fıkıh âlimi ve Hanefî mezhebinin önde gelen imamlarındandır. Kendi adıyla anılan fıkıh kitabı Reddü’l Muhtâr yıllarca istifade edilip medreselerde okutulmuştur. Günümüzde dahi güvenirliğini korumaktadır. O, aynı zamanda Mevlânâ Halid hazretlerinin ileri gelen bir müridi, zâhirî ve bâtınî fıkhın önemli bir şahsiyetidir. Vefatına yakın bir zamanda, Mevlânâ Halid hazretlerinin yanına gelir ve şöyle der:

Hz. Osman Efendimiz’i iki gecedir rüyamda görüyorum. O, vefat etmiş, ben de cenaze namazını kıldırıyorum. Mevlânâ Halid hazretleri,

Ben de onun neslinden geliyorum, der.

Bu sözüyle, İbn Âbidin’in görmüş olduğu rüyanın, kendisinin vefatına işaret ettiğini vurgular. Ardından, akşam namazını kılar, halifelerine ve yakın akrabalarına yönelerek,

«Sizler de şahit olun, kitaplarıma ve eserlerime önem verenler, benim ve çocuklarımın mirasçısı olacaktır.»der.

Vasiyeti

Arkasında yürümek isteyenlere ulu bir yol gösterir. Bu yola girenler, onu sevenler ve onun ardında yürüyenlerdir. Çok değer verdiği halifesi Allâme İsmail Enârânî’yi [kuddise sırruhû] postnişîni olarak tayin eder. Daha sonra şunları vasiyet eder:

“Birleşiniz, dağılmayınız, sizlere Şeyh İsmail gibi bir zatı bıraktığım için memnunum. Onun görüşlerine ters düşmeyiniz. Onunla beraber olanların, sayısız ihsanlara ulaşacağına ben kefilim. Arkamdan ağlayıp gözyaşı dökmeyin. Kabrimin mütevazı olmasını isterim. Üzerine ise şöyle yazın:

Burası, garip Halid’in kabridir.”

Vefatı

Vasiyet ettiği sırada yatsı namazı vakti gelir. Aile fertlerini toplar ve onlara bazı tavsiyelerde bulunur. Kendilerinden haklarını helâl etmelerini ister ve şöyle der:

“Ben umuyorum ki cuma akşamı yolculuğa çıkacağım.”

Sonra abdest alır, namaz kılar ve şöyle der:

“Veba hastalığına yakalanmış bulunmaktayım, kimse yanıma gelmesin!”

Mevlânâ Halid hazretleri perşembe günü sabahtan akşama kadar aynı odada kalır, hiç dışarı çıkmaz, ne inler ne de seslenir.

Bazı halifeleri akşam sularında yanına gelmek isteyince onlara,

“Meselenizi kısaca söyleyin ve burada fazla kalmayın” der.

Kendisine bir bardak su getirilir ancak o bunu kabul etmez ve şöyle der:

“Artık ben, dünyevî isteklerden arındırıldım. Ben ahiret âlemine yöneldim, dünyayı terkettim.”

Bu sözleri söylerken de Allah Teâlâ’yı açık ve gizlice zikreder.

Mevlânâ Halid hazretlerinden duyulan son sözler ise,

“Allah hak . Allah hak .” ve şu âyet i kerimedir:

“Ey huzura kavuþmuþ nefis! Sen O’ndan, O da senden razð olarak Rabb’ine dön! Seçkin kullarðmðn arasðna katðl ve cennetime gir!” (Fecr 89/27-30).

Mevlânâ Halid hazretleri 14 Zilkade 1242 (9 Haziran 1827) tarihinde Cenâb ı Hakk’ın rahmetine kavuşmuştu. Cenaze namazını Şeyh İsmail Enârânî hazretlerinin isteği üzerine İbn Âbidin hazretleri kıldırdı. Onu Kâsiyûn dağının eteğine defnettiler.

Mevlânâ Halid’in Eserleri:

  1. Câliyetü’l Ekdâr ve’s Seyfü’l Bettâr.
  2. Risâle fi’t Tarîk.
  3. Mektûbât
  4. Risâle i Râbıta.
  5. Risâle fî Âdâbi’z Zikr li’l Mürîdîn.
  6. el İkdü’l Cevherî fi’l Fark beyne Kesbeyi’l Mâtürîdî ve’l Eş‘arî.
  7. Ta‘likât alâ Hâşiyeti’s Siyâlkûtî.
  8. Hâşiyetü’s Siyâlkûtî.
  9. Dîvân.
  10. Şerh i Hadîs i Cibrîl.
  11. Lübbü’l Akâid.
  12. İtikadnâme.
  13. Hâşiye alâ Cem‘i’l Fevâid.
  14. Hâşiye alâ Nihâyeti’r Remlî.
  15. Şerhu Makâmât i Harîrî.
  16. Şerhu alâ Akâid i Adudiyye.
  17. Şerhu alâ İtbâkı’z Zeheb li’z Zemahşerî

MUHAMMED ABBASOĞLU