Ana sayfa

Ebedi Yoksulluğa Mahkûm Olmak!

Ebedi yoksulluğa mahkûm olan insanlar, dünya var oldukça hep olmuştur. Bu mahkûmiyetin sebebi onları her anlamda meşgul eden dünyaya aşırı bağlılıktır. Bu tür kişiler daima el avuç açarak yaşamaya mahkûmdur.

Ebedi Yoksulluğa Mahkûm Olmak!

Ne kadar iyi yaşarsak yaşayalım her zaman daha iyi yaşamak isteyenlerimiz artıyor. Aslında bu sıradan bir insan için gayet normal bir istek. Yan gelip yatarak çok para kazanmayı kim istemez ki? İyi şartlarda bir hayat sürdürmek gayet meşru bir istektir, değil mi? Ancak insan hayal ile gerçekleri de birbirinden ayırt etmeyi bilmelidir. Çünkü gerçekler çoğunlukla acımasızdır.

Bir şehrin sokaklarında dilencilerin çoğalması genellikle o şehrin toplumsal yaşam seviyesinin gerilemesi sonucunda ortaya çıkar.  Günümüzde ise bunun tam aksine refah arttıkça dilencilerin çoğaldığı söylenebilir. Çünkü günümüzde bir tarafta toplumsal refah artıyorsa, orada başkalarının sırtından geçinmek isteyenler de artmaya başlıyor. 

Profesyonel dilencilik insanın bir tür asalakça yaşam biçimidir. Şöyle ki; sürekli yardıma muhtaç bir savaş gazisi, akıl hastası veya sakat kılığına girebilmek varken, bileti, pasaportu, çantası çalınmış ama eve dönemeyecek bir halde mağdur duruma düşen biri gibi ya da ağır bir hastalığa yakalanmış aciz gibi davranmak varken, yani doğrusu kronik kurnazlığa dönüşmüş asalakça yaşam biçimi varken çalışmaya ne gerek var!

Oysaki berduşluk ve dilencilik tarih boyunca hep kınanmıştır. Mesela Batı Avrupa’da katı bir şekilde yasaklanmıştı. Suçlu sayılan dilenciler takip edilir, yakalananlar zindanlara gönderilip ağır cezalara çarptırılır, hatta idam edilirdi. 

Batı dünyası, toplumsal ahlakı ve çalışma isteğini zedeleyen, tembellik ve asalaklığa sebep olan dilenciliğe her zaman nefretle yaklaşmıştı. Mesela bu tutum, batı dünyasına dilencilikle mücadele için düşkünler evi sistemini kurdurmuştu. Ayrıca ortaçağda İngiltere Kraliçesi Elizabeth yoksullar ile ilgili özel kanun bile çıkarmıştı. Daha sonra zamanla Avrupa’da berduşlar ve dilencilerin çalışmaya zorlanması için çalışma evleri adı altında kapalı kamplar kurulmuştu. Aslında bu evler, bir nevi yoksullar hapishanesi gibi dışarıya kapalı kurumlardı.

Sonuçta iyi niyetle kurulan düşkünler evi ve çıkarılan yoksulluğa karşı özel kanunlar zamanla değişim geçirmiş yoksullara karşı hoşgörüsüz ve eziyet verici bir tutuma dönüşmüştü. Öyle ki merhametle başlanan reformların neticesi yerini çoktan kapitalizmin acımasız, zalim yasalarına bırakmıştı.

Diğer yandan İslam dünyası yoksulları en başından beri çok farklı değerlendiriyordu. Sadaka vermek İslam dini tarafından yüceltilmiş, toplumun düşkünleri himaye altına alması her zaman teşvik edilmişti. Bu bakışın sistematik şekilde kuralları vardı. En önemlisi, kişi düşkün durumdan kurtulana kadar himaye edilebilir ve ona sadaka verilebilirdi. Ayrıca dilenciliği bir kazanç kapısı haline getirmek şiddetle yasaklanmıştı.

“Varlıklı insanlar yoksul insanları himaye eder, yoksul insanlar da onlara dua ederek ebedi merhameti elde etmelerine sebep olur” felsefesiyle, paylaşan ortak bir yaşam mevcuttu.

Toplumlarda yoksullara karşı takınılan bu merhametli ve iyi niyetli tutum günümüzde çokça suiistimal edilmektedir. Asalak bir halde geçinmeyi adet haline getiren insanlar bu durumu bir nevi fırsat olarak görüp profesyonel dilenciliğe başladı. Mesela Rusya içişleri Bakanlığı uzmanları günümüzde dilencileri aşağıdaki kategorilere ayırmıştır:

  • Tanrı aşkınacılar” – kilise girişinde sadaka dilenen dindar kişiler
  • Mezarcılar – mezarlıklarda sadaka dilenenler
  • Kamburlar – sırtlarında çantayla evlerden sadaka toplayanlar
  • Kudüslüler – hayali gezginler
  • Demiryolcular – garlarda sadaka dilenenler
  • Afganlar – yaralı ve yaralı olmayan emekli asker görünümündekiler
  • Davulcular – pencere altında sadaka dilenenler
  • Sadece para olarak değil, ne verirlerse alan- toplayıcılar
  • Sıradan berduşlar
  • Yangın kurbanları – kendilerini yangın mağduru olarak gösterenler
  • Göçmenler – kendilerini ülkeye geri dönen başarısız göçmenler olarak gösterenler.

I. Nikola döneminde Rusya, berduşları ıslah evlerinde dört yıl çalışmakla cezalandırıyor, daha sonra Sibirya bölgesine sürgüne gönderiyordu. Sovyet döneminde ise berduşluğu bir -asalakça yaşam biçimi- olarak değerlendiriyordu. Böylece asalak yaşayanları 1 ile 2 yıl arası hapsedip ıslah edici işlerde çalıştırıyordu.  İşe yaramadığında ise 1 ile 3 yıl arası ağır hapis cezası uyguluyordu.

Günümüzde durum çok daha yumuşak ve basit. Yakalanması durumunda, Rusya vatandaşı olmayanlar ülkeden sınır dışı ediliyor. Sokaklardaki dilencilerin sayısına bakılırsa, toplu halde cezaevlerine veya Sibirya’ya gönderilmeleri pek olası değil. Çünkü günümüz Rusya’sında dilencilik evsizlerin temel geçinme kaynağı durumunda.

Nitekim dilencilikle alakalı, yürürlükteki Rusya Federasyonu Ceza hukukunda herhangi bir cezai yaptırım bulunmamakta. Sadece reşit yaşta olmayan çocukların berduşluk veya dilenciliğe teşvik edilmesine cezai yaptırım var. (Rusya Federasyonu Ceza hukuku md.151; “Küçük çocukların anti sosyal eylemlere teşvik edilmesi”).

Profesyonel dilencilerin iyi kazanç sağladıkları yönünde birçok söylenti var. Çeşitli forumlarda, daha önce sürekli asalakça yaşayıp bırakan veya çağımızın -Ostap Bender’i- gibi insanlarla karşılaşanlar, dinledikleri onlarca yaşam öyküsünde günlük birkaç binlik rakamlardan söz ettiklerini işitmişlerdir. Şaşırtıcı olan gerçek şu ki, aralarında hiçbir zaman zengin olanlar görülmemiştir. Çünkü ne kadar kazanırlarsa kazansınlar, yine de her zaman el açmak – dilenmek zorundalar. Siz hiç vatandaşları geniş çapta dilenciliği meslek edinen ülkeleri zengin ve müreffeh olarak gördünüz mü? Sanmıyorum.

Tartışılmaz bir gerçek var ki o da profesyonel dilencinin yani gerçek adıyla asalakça yaşayanların ebedi yoksulluğa mahkûm olduğudur. Çünkü bu, söz konusu mesleğin kaçınılmaz hastalığı ve karakteristik özelliğidir.

S. KURBANOV